Lefkoşa’daki Almanya Büyükelçiliği, uzun süredir devam eden bir davada, iki yıldır tutuklu bulunan Kıbrılı bir kadının serbest bırakılmasını talep ederek yoğun bir protesto eylemi gerçekleştirdi. Bu durum, adını taşıyan kadın ve onun savunucuları için önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Davanın Arka Planı ve Hukuki Çatışmalar
Bu karmaşık davaya temel olan mülkiyet davası, Kuzey Kıbrıs’taki Kıbrıslı Rumlara ait taşınmazların reklamını yapmakla suçlanan kadının tutuklanmasına yol açtı. Alman makamları, bu faaliyetlerin yasalara uygunluğunu araştırmayı amaçlarken, Kıbrıs Cumhuriyeti makamı ise davayı hukuki ve prosedürel tartışmalarla uzatarak kadının serbest bırakılmasını engellemeye çalışıyor.
Kadın, 2024 yılında Avrupa Parlamentosu Milletvekili Geadis Geadi ile yaptığı bir uçakta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından tutuklandı. Savcılığın iddianamesine göre, bu görüşme sırasında Kıbrıs’ın kuzeyinde Kıbrıslı Rumlara ait mülklerin satışının yapıldığı öne sürülmüştü. Ancak, bu iddialar üzerine çıkarılan Avrupa Soruşturma Emirleri ve mahkeme kararları, davayı daha da karmaşık hale getirmiş durumda.
Tutukluluk süresi boyunca, kadın hakkında toplam dört Avrupa Soruşturma Emri düzenlenmiş olup, her biri farklı tarihlerde çıkarılmıştır. Mahkeme tarafından reddedilen kefalet talebi, davanın devamında önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmıştır; mahkeme, 25 aylık tutukluluk süresinin, davanın karmaşıklığı nedeniyle haklı görüldüğünü belirtmiştir.
Hukuki İtirazlar ve Mahkeme Kararları
Kadının avukatları, Bölge Mahkemesi’nin Avrupa Soruşturma Emri çıkarma yetkisine sahip olmadığını ve bu yetkinin yalnızca Ceza Mahkemesi’nde bulunduğunu savunarak hukuki bir itirazda bulunmuşlardır. Ancak, Ceza Mahkemesi’nin de bölge mahkemelerinin de Avrupa Soruşturma Emri çıkarabileceğine karar vermesi, davadaki hukuki karmaşayı daha da artırmıştır.
Mahkeme ayrıca, kadının valizine el konulması ve elektronik cihazlarının aranmasını yasa dışı bulmuş, elde edilen delillerin “anayasaya aykırı” ve “kabul edilemez” olduğuna hükmetmiştir. Bu karar, davanın seyrinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir.
Dava, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin son yıllarda kuzeydeki Kıbrıslı Rumlara ait olduğu belirtilen taşınmazların satışını ve bu arazilere yönelik yapılaşmayı yasa dışı ilan ederek bu faaliyetlerle bağlantılı kişilere yönelik yargı süreçlerini artırdığı bir dönemde gündeme gelmiştir. Bu durum, İsrailli emlak geliştiricisi Simon Aykut gibi isimlerin de dahil olduğu karmaşık bir hukuki manzaranın ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Aykut’un geçen yıl ekim ayında Kuzey Kıbrıs’taki Rumlara ait taşınmazların geliştirilmesi ve satışıyla ilgili yöneltilen 40 suçlamanın tamamını kabul ederek beş yıl hapis cezasına çarptırılması, bu davadaki diğer önemli bir gelişmedir. Bu durum, benzer davaların artmasıyla birlikte hukuki süreçlerin ne kadar karmaşık hale gelebileceğini göstermektedir.
Kaynak: www.yeniduzen.com







