Kıbrıs’ın içinde bulunduğu durum, pek çok açıdan ortak bir yas kültürünün kurulmasına ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Oturmuş olan tarih yazımının zorlukları biliniyor. Ancak ortak bir yas tutma pratiği, tarihten daha ulaşılabilir bir hedef olarak karşımıza çıkıyor.
Haklılıkla Barış Arasındaki Çatışma
Son dönemde adada yaşanan olaylar, haklılığın gürültüsünün ve barışın sessizliğinin her zamankinden daha belirgin hale gelmesine neden oldu. Kıbrıs’ta, hem Kuzey hem de Güney tarafında daha fazla nefret ve düşmanlık içeren söylemlerin yükselmesi, sosyal medyada öfkenin, suçlamaların ve karşılıklı haklılık ile dolu paylaşımların artmasına yol açtı. Yalnızca Kıbrıs’ı değil, bölgede devam eden savaş dillerini de tetikleyen bir atmosfer mevcut.
Geçmişte yaşanan acılar ve kayıplar, çoğu zaman mağduriyetler üzerinden değerlendiriliyor. 20 Temmuz tarihlerinde sosyal medya platformlarında yaşanan tartışmalar, benzer söylemlerle dolup taşarken, empati çok sık göz ardı ediliyor. Bu durum, adanın her iki tarafındaki insanların acılarını sahneye koyarken, uzlaşma konusunda daha da büyük bir mesafe yaratıyor.
Yarışan Acılar ve Kesin Çizgiler
Yaşanan savaş, herkesin kendi acısının hikayesini merkeze alması yönünde bir itkiye neden oluyor. Ancak acı sadece bir kişi veya toplulukla sınırlı değil. Kıbrıs’ın farklı köylerinde yaşanan trajediler, Atlılar’dan Eptakomi’ye kadar, her kesimden insanın kayıplarını kapsıyor. Herkes kendi tarihini anlatırken, anlatılanların birbirleriyle çelişmesi kaçınılmaz hale geliyor.
Belki de geçmişin hatırlanması, geleceğin bir gerekçesi olmaktan ziyade, daha fazla acı yaratmamak amacıyla hatırlanmalıdır. Barış ve uzlaşma çabaları, iki farklı taraftan gelen seslerin daha yüksek sesle dile getirilmesi ile yan yana gelemiyor. Her iki toplum da kendi hikayelerini anlatırken, ötekinin acısına kapalı kalmayı sürdürüyor.
Acılar yarıştığında, barış ve uzlaşma zemini kayboluyor. Kıbrıs’ta yaşanan toplumsal anekdotlar ve hafıza, belli başlı toplumsal kalıplar aracılığıyla yeniden şekillenmekte; bu durum toplumların anılarını sadece kendi ihtiyaçları doğrultusunda inşa etmelerine sebep oluyor.
İki toplum, geçmişin yükleri ile yaşarken, çocuklarına kendi acılarının hikayeleri aşılanmakta. Bu bağlamda, uyuşmazlıkların ve geçmişten gelen travmaların eşliğinde büyüyen iki topluluk, çoğu zaman kendilerini sarmalayan paralel gerçeklikten dışarı çıkamıyorlar. Bu da ortak bir geçmişe sahip oldukları gerçeğini göz ardı etmelerine yol açıyor.
Bir tarafta savaşın mağdurları, diğer tarafta kayıplar, toplumsal bellek ile şekillenirken, haklılık tartışmaları iç içe geçmiş durumda. Ölüm ve kayıp arasındaki ince çizgi, dışarıdan izleyenler için belirsiz görünse de, her iki taraf için derin validikleri bulunmaktadır. Kayıplar söz konusu olduğunda, herkesin aradığı çözüm, tatmin edici bir sonuç olmaktan öte, belirsizliğin ortadan kaldırılmasını gerektiriyor.
Dolayısıyla, Kıbrıs’ta kayıplar meselesi, toplumsal bellek ve ortak geçmiş üzerine inşa edilecek yapıların oluşturulması gerektiğini gözler önüne seriyor. Kayıp yakınlarının sıkça ifade ettiği tek bir istek var: Belirsizliğin sonlandırılmasına dair bir yer bulmak. Bu, her iki taraf için ortak bir temadır ve kayıplarını arayan, geçmişle yüzleşen insanlar arasında bir köprü kurmayı sağlayacak potansiyeli taşır.
Kaynak: www.yeniduzen.com







